27 Aralık 2015 Pazar

zeytin hasadı


   Çoş şükür zeytin hasatını bu sene de bitirdik. Geçen yıla nazaran bu sene zeytin ağaçları resmen patlama yaşamışlar - maşşallah - Hafta içi işe git çalış, hafta sonu zeytine git öldüm bittim ama bitti çok şükür. Şimdi en sevdiğim taze zeytin yağına ekmeği banıp banıp yiyorum afiyetle ve bu arada da kilo vermeye çalışıyorum.- nasıl olacaksa? -






   Kardeşleri ağacın tepesinde zeytin toplarken abla sağda solda fotoğraf çeksin çok ayıp :P Ben bu sene 'ağaca çıkmiycam' desem de bir süre sonra kendimi ağacın tepesinde buldum.
   Zeytinlerin sergilere düşerken çıkardıkları pıtır pıtır sesleri insana çalışma keyfi veriyor. Sırf o sesi duymak için zeytin tarağını en yoğun zeytin bulunan dallara daldırıyorum.

                                                                                                Veeee mahsül.
       Bu sene ilk defa zeytin yaprağı çayını denedim ve çok beğendim. Bişeylere bişeylere faydası varmış ama beni ilgilendiren tadı.

   Şu anda kurutulmuş incirlerini yediğimiz incir ağacının son durumu budur. Mavi fonla güzel bir görüntü oluşturmamış mı?

   Bu güzeller her taraftalar. Bunlar ne mi? Dağ çileği çiçeği. Birkaç haftaya kalmaz dağ çileği toplamaya gideriz. Ben küçükken, pazarlarda küllahla satarlardı o zamandan beri severim kendilerini :) Tabi ben sağda solda fotoğraf çekerken annem de boş durmayıp bana fırça çekiyor :p (Yapılacak iş çokken kaytarmak bir başka)


                                                                          Günün en sevdiğim vakti, çay molası vakti :D
                                                                         O yorğunluğun üzerine semaver çayı gibisi yoktur.


      Bedenlerimiz yorgun ama ruhlarımız dinç bir şekilde güneşi uğurlayıp günü bitirmenin keyfi.

10 Eylül 2015 Perşembe

içimden gelenler

İnsanı en çok üzüp ağlatanlar neden en sevdikleri olur ki? 
Onları sevdiğimiz için ve bizi sevdikleri için mecburlar mı buna?
Belkide onlar da bizim için aynı şeyleri söylüyorlardır. Kim bilir!
Öyleyse en iyisi değişime kendimizden başlamak olmalı. 
Hadi ilk önce kendimizi farkedelim sonra da sevdiklerimizin kendilerini farketmelerini sağlayalım ve onlardan asla vazgeçmeyelim.

27 Haziran 2015 Cumartesi

Selçuk gezisi :)


Selçuk'a kaç kere gittiğimi hatırlamıyorum ama her gittiğimde aynı tat. Seviyorum bu ilçeyi :)

 Meryem Ana evine giderken bu güzel heykele selam vermeden geçmek olmazdı. Aynı anda iki tur otobüsü yanaşınca önünde fotoğraf çekilme kuyruğu oluştu resmen. Tabi ki biz de o kuyruktaydık :)



Pazar ayinlerini burada yapıyorlarmış. Geçen sefer gittiğimde pazar günüydü ve ayin hazırlığına tanık olmuştum. Günlük güneşlik bi günde iyi de kışın herhalde burayı kullanmıyorlardır. Burası kışın ayrı bir güzeldir. Neyse, demem o ki cennet gibi bir yer :)




Mum yakıp duamızı ettikten sonra her dilek meraklısı gibi kağıtlara dileklerimizi yazıp, dilek duvarında zor bela bulduğumuz deliklere tıkıştırıp Meryem Ana evi turumuzu bitirdik.






Efes antik kentine gidip te bu güzel kıza selam vermeyen var mı? Her gittiğimde fotoğrafını çekmek benim için gelenek haline geldi :)




Bu şehirde, insanın kendisini şehrin yaşayan zamanlarında gezinirken hayal etmemesi mümkün değil. Geçen sefer gittiğimizde mevsim sonbahardı ve şehrin yeni sakinleri kediler dışında kimsecikler yoktu.  Şehrin boş sokakları insanın hayal gücü sınırlarını zorluyor :) 















Veee maket köy.
İlk defa gittim ve çok beğendim. maketler birebir insan boyutlarında ve hareketli. Mesela yukarıdaki fotoğrafta kadının sağ kolu önündeki çarkı çeviriyor. Bu fotoğraflar dışarıdaki bölümden. Kapalı olan kısımda malesef fotoğraf çekmek yasak.- Tırsak olan ben gizli gizli de çekemedim - Kapalı olan kısımda küçük maketlerle köy hayatı anlatılmış. Mesela köy düğünündeki  kadın ve erkek eğlencesi, kız kaçırma gibi sahneler tasvir edilmiş. Yani anlatması zor ama gezmesi güzel diyeyim :)







Kapçı mahmut amcaya selam :)



Maket köyü yapan Ayhan Çetin ile ilgili uzun uzun yazmak yerine tembel ben, bir fotoğrafla işi bitirdim :)


Burası da St Jean kilisesi. Biz bir kilisede nereye bakılır, ne yapılır bilmediğimiz için çaktırmadan bu turist kafilesinin peşine takıldık ve tabiki pek bişey anlamdık :P



ve bu da kilisenin eski halinin maketi. Neyse biz kiliseden pek bişey anlamayınca vurduk kendimizi yola ve 5 dk. uzaklıktaki İsa Bey camiine gittik.


Caminin avlusu harika, içinden daha etkileyici yani tam dış çekim mekanı. (Bu fotoğrafı çekebilmek için o dar merdivenleri keçi gibi tırmandım :)


Caminin içine de girdikten sonra bir süre bu güzel avluda dinlenmemek olmazdı.

Yine tembelliğimden İsa Bey camii ile ilgili bilgi fotosu :)

Evvet Şirince. 
Evleriyle ve şarabıyla ünlü bu küçük güzel köyün dar sokaklarında dolaşmayı özlemişim, tabiki şile bezinden kıyafetler almayı da :)






Mandalina ağaçlarının arasından geçerek geldiğimiz Şirince'den kumda kahve içmeden ayrılmak olmaz.


Daha nice gezmelere :)